20 Aralık 2017 Çarşamba

Canım Cildim! Seni ben nasıl nemlendiririm?


Herkese Benden Merhaba!

Uzun bir aradan sonra tekrardan sizlerleyim. Biliyorum uzun aralar verip pat diye dönüyorum ama kabul edin sizde bunu seviyorsunuz. Tamam bende bu kadar uzun aralar vermek istemiyorum ancak bazı teknik problemler yazmama engel oluyor örneğin evde internetin olmaması gibi..

Hazır kış gelmişken, soğuk hava tüm acımazlığıyla yüzümüzee yüzümüzee vururken ve şu güzide blogumda en çok okunan yazım cilt bakımı üzerineyken sizinle son dönemde kullandığım cilt bakım ürünlerini göstermek istedim. Bakın demiyorum ki koşun gidin alın sizde bunları kullanın benim dermatologum (yaa yerler havaya bak) önerdiği için alıp kullandım siz yine de doktorunuza danışmadan kullanmayın.

Öncelikle size biraz cilt tipimden bahsetmek isterim. Ben oldukça hassas ve alerjenik bir yapıya sahibim gerek cilt olarak gerek ciğer olarak gerekse metabolik olarak ömür boyu sürecek alerjilere sahibim. Alerjimin olmadığı şeylere de intoleransım var zaten benimki de öyle bir durum malesef ki.. Tüm bunların üstüne birde cilt rengim oldukça açık biraz daha açık olsaydı muhtemelen albino olacakmışım.

Yağlanmaya meyilli karma bir cilt tipim olduğu için aslında tek bir nemlendiriciyi tüm yüzüme yayamıyorum çünkü bir taraf kurumuş bir taraf yağlanmış olabiliyor bende genel olarak bir şey kullanmamayı tercih ediyorum. Son dönemlerde yaşadığım akneler yüzünden doktora gitmeye karar verdikten sonra iki aydır düzenli kullanıp oldukça faydasıını gördüğüm iki üründen bahsedeceğim şimdi

Topıcrem markasını benimde ilk kullanışım. Daha önce markayla tanışmamıştım. Anlaşmalı eczanelerde ya da internette bulabilirsiniz. Sol tarafta 'Combination to oily skin - AC Gel Nettoyant Purifiant' yazılı olan bir yüz temizleme jeli!

Gerçekten tam bir jel. Çok sıvı olmayan renksiz bir sıvı ve kokusuz bu özelliği benim için çok önemli çünkü kozmetik firmalarının yüz temizleme jellerinin bence gereksiz kokuları oluyor. Jeli isterseniz elinizle isterseniz tırtıllı temizleme pedleriyle yüzünüze yayıp daha sonra duruluyorsunuz. Öyle aman aman bir köpürmesi yok ancak ilk yıkamaya başladığınız zamanlarda hafif bir gerilme hissedebilirsiniz.
Bendeki ürün yağlanmayı engelleyen, sebum dengeleyici bir ürün çünkü dermatologum şu sıralar cildimin yağlanmaya başladığını  ve çok fazla sebum ürettiğini söylemişti. Onu dengelemek için öncelikle cildimi doğru bir şekilde temizlediğimden emin olmalıymışız. Ben normalde makyajımı Garnier'in temizleme ürünleriyle temizleyip Dove sabunla yıkayıp çok gerildiğini hissedersem de Bepanthol kremle nemlendirmeyi tercih ediyordum ki onlar başka bir yazımızın konusu olsun. Bunların  kozmetik içerikli ürünler olduğu için yetersiz gelebiliyormuş.

Çok uzattım anacım farkındayım ama özlemişim yazmayııı affediverin!

'Combination to oıly skin - AC Soin Actif' yazan ise bir nemlendirici. Ancak öyle yumuşacııııık sıvı bir nemlendirici olarak düşünmeyin daha çok yoğun ve hafif akışkan bir nemlendirici yani sürmek için önce parmaklarınızla biraz ısıtmanız gerekiyor ya da en azından ben öyle daha rahat kullanabiliyorum.

     Bu ikiliden sanırım ben jel olanı daha çok sevdim ancak ikisini düzenli olarak kullandığımda yüzümdeki aknelerin,sivilcilerin hatta kızarıkların gözle görülür bir şekilde ve hızla azalttığını fark ettim. Sizlerde eğer benzer problemler yaşıyorsanız bu ürünleri bir göz atmanızı öneririm. Hatta ben aldığım zaman nemlendiricinin yanında deneme boyunu hediye olarak göndermişlerdi ki kendisini fotoğrafta görüyorsunuz. Henüz normal boyunu kullanmaya geçemedim bile oldukça bereketli bir ürün diyebilirim =)

    Buraya kadar okumayı bırakmayıp geldiğiniz için teşekkürler!

Keyifli Günler *




8 Mart 2017 Çarşamba

Küçük Hanımefendi Ajansı New York

Bir bahar sabahından herkese en güzelin bir Merhaba!


Uzun bir aradan sonra pekte yeni olmayan ancak internette şöööyle bir gezindiğimiz zaman hakkında çokta fazla yorum bulamadığım bir kitaptan bahsedeceğim.
Aslında kitap iki seriden oluşuyor. Birinci kitap kitaplığımda bulunmuyor ancak bir arkadaşımdan ödünç alarak okumuştum. İkinci kitap bir devam niteliği taşıyor ancak sadece ikinci kitabı okuyarak olaylar hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.




Güzel Melissa'mız nam-ı diğer Honey'imiz bu sefer maceranın bir kısmına New York'ta devam ediyor. Basım yılı 2003 olan kitap 512 sayfadan oluşuyor.Akıcılığı sayesinde elinizden bırakmadan okuyup bitirebilirsiniz ancak itiraf etmem gerekir ki belli noktalarda sıkılabilirsiniz.




'Melissa Romney-Jones, yeni mesleğiyle paspaslıktan divalığa terfi eden genç bir kadın. Londra'nın ilk freelance kız arkadaşıydı. Bu kez de Manhattan'da ve oradaki ümitsiz bekarlar arasında fırtına gibi esiyor!


Küçük Hanımefendi Ajansı'nın Londra'daki işleri tavan yapmışken,Melissa,uzun bir tatil için Amerikalı erkek arkadaşı Jonathan Riley'in yanına,Manhattan'a gitmeye karar verdi. Ancak Jonathan'ın hırslı arkadaşları ve her şeye burnunu sokan eski karısı arasında kalmak onu kısa zamanda bunaltacaktı. Tam o sırada gelen cazip bir iş teklifi, Melissa için karşı konulamayacak bir fırsattı. Ama bu gizli proje, genç kadını kısa bir süre içinde gazete manşetlerine taşıyacak ve dillere düşürecekti! Yaşayacağı -bazen eğlenceli,bazen üzücü- maceralar Melissa'yı sevdiği adam ve tüm kalbiyle bağlandığı ''erkekleri -adametme'' işi arasında bir tercih yapmaya zorlayacaktı.Ne komik,ne eğlenceli, ne orijinal kızsın sen Melissa!'


Arka kapak yazısından da anlaşılacağı üzere Melissa'mız kendisini Honey olarak tanıyan Jonathan'ın arkadaşlarının yanında bu sefer kendi kimliğiyle ve peruksuz olarak boy gösterecek!
Hester Browne her ne kadar konuyu gel-gitlerle bağlamış olsa da keyifle okunacak bir serüven yazmış!


Aslında yukarıda yazdıklarımdan kitabı sevmediğimi düşünebilirsiniz ancak bu memnuniyetsiz havanın aslında kitapla hiç ama hiç bir alakası yok. İşyerinde ufak bir kendini bilmez yönetici değişikliği yaşadığım bu lanet olası günlerde hiç bir şeyden keyif alamıyorum a dostlar!


Değerli Yöneticilerim,
Birazdan yazacaklarım eğer iş ahlakı ve etiklerine uymuyorsa beni kovmadan önce uyarın yazıyı kaldırayım!


Bildiğiniz gibi iş yerinde yöneticiyle anlaşmaya çalışmak demir bir leblebiyi çiğnemeden yutmak gibi tatsız tuzsuz lanet bir durumdur. Bakın müdürle demiyorum çünkü müdürler ununu elemiş eleğini asmış insanlar oldukları için çok fazla alt kademelerle muhattap olmamayı tercih ediyorlar ancak bu bir üst yönetici dediğimiz Allahın belaları sahip oldukları tüm egolarını üzerimde test etmek için yarışa giriyorlar!
İçimdeki Seda Sayan'ı sakin tutmak için üstün çaba gösteriyorum ancak bir noktadan sonra kendimi 'Git hadi kime diyorsan de be! Yalak!' derken buluyorum. Hee bunu içimden söylüyorum ama orasını karıştırmayalım şimdi!


Sakin kalmakta zorlandığım şu günlerde Mirkelam Şarkıları albümünden Pinhani-Yollar şarkısını dinlemenizi şiddetle tavsiye ediyor ve yazıma burda son veriyorum.


                                                                      Keyifli günler*
                                                           
                                                                    Hıı-hıı çok -_-