müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2018 Pazar

Tiyatronun Müziklisi! Müzik Müzik Müzikal!

Herkese Merhaba!

2018 yılının ilk yazısıyla karşınızdayım. Üstelik bu sefer aradan çook uzun bir süre de geçmedi =)
Yazıma 2018'in herkese istediği kadar mutluluk getirmesini dileyerek başlıyorum. Yılın ilk günün tatil olması ve yılın çift sayılı olması benim şimdiden sempatimi kazanmış durumda..Her zaman yeni yıl yeni umutlarla başlar ancak 2017 benim için  o kadar kötü geçmişti ki 2018'e hala umutla girebiliyor olmak beni bile şaşırttı. Her şey bir yana herkese sağlıklı yıllar diliyorum!

Yeni yılın ilk günlerinde bir çok sinema filmi gösterime girmişken ben size daha önce katıldığım bir etkinlikten bahsedeceğim. Sinema biz Türk halkı için her zaman tiyatrodan daha ulaşılabilir ve sevilir olmuştur ancak size Kasım ayında izlediğim müzikalden bahsetmek istiyorum hatta gitmenizi tavsiye ediyorum.

Ben oyunu İstanbul Cevahir Sahnesinden izledim . Daha önce hiç bir müzikal izleme şansım olmamıştı itiraf etmek gerekirse gitmeden önce olayı biraz opera gibi düşünmüştüm. Kesintisiz olarak repliklerin şarkılarla söyleneceğini düşünüyorum hal böyle olunca da aklımdan 'ya oyundan sıkılırsami ya başım ağrırsa' gibi fattık futtuk düşünceler geçmişti.Hiç öyle olmuyor oyunda tabiki şarkılar var ancak benim sandığım gibi kesintisiz olarak söylenmiyor belli repliklerden sonra belli şarkılar söyleniyor ve oldukça keyif veriyor.

Birazda müzikalin içeriğinden bahsedeceğim size daha doğrusu resmi sitede yayınlanan içeriğine bir gözatalım önce =)

''1939 yılında New York'un en ünlü restoranlarından Bailey's, dünyaca ünlü "Günün Çorbası" ile meşhurdur. Ancak bu çorbanın tarifini hiç kimse bilmemektedir. Herald Tribune' ün Pulitzer ödüllü araştırmacı gazetecisi Katharine Hawks, patronu J.P. Thompson'ın isteği üzerine kılık değiştirip çorba tarifini öğrenmek için, garson olarak restorana sızar. Restoranın sahibi Stewart Bailey bir yandan evlenmek üzere olduğu sosyetik nişanlısı Tiffany Vandervanden ile uğraşırken bir yandan da aile mirası olan çorbayı korumaya çalışmaktadır. Sadık dostu barmen Franklin O'Shea ve eski sevgilisi ünlü yemek eleştirmeni Shelly DeCoco'nun da olaya dahil olmasıyla işler bir hayli ilginç ve komik bir hal alır. ''

Oyun romantik komedi türünün başarılı bir örneğini sergiliyor.Çeviri de metini o kadar akıcı bir şekilde çevirmişler ki bunun içini tebrik etmek gerekiyor =)

Ana kahraman Kathy'nin hırsına zaman zaman yenik düşmesine tatlı tatlı kızarken ,Tiffaniy'e gerçekten kızdığınız anlar olacak. Bay Bailey'e ise gerçek anlamda sempati duyduğunuz anlar olacak.Shelly DeCoco ise bir çoğumuza günlük hayatından tanıdık gelecek. Kendinizi Bay Franklin'e hak verirken bulacaksınız.Oyundan çıkarken dilinizde 'Bir Kaseee Çorbaaa' şarkısı olacağından emin olabilirsiniz

Oyun Devlet Tiyatrolarda gösterimde iki saatlık ve iki perdelik olarak sahneleniyor.Bilet fiyatları tam bilet fiyatını bilmiyorum ancak öğrenci olarak aldığınızda indirimli hali 13 tl ye geliyor olması lazımdı.. Ancak biletler hızla tükendiği için ay başında oyun belirleyip biletleri hızlıca almanızı tavsiye ediyorum aksi takdirde bilet bulmak oldukça zor olabiliyor


Tiyatroların daha çok desteklenmesi gerektiğine inandığım için mutlaka izleyin ve izlettirin!

                                                                  Keyifli Günler*

8 Mart 2017 Çarşamba

Küçük Hanımefendi Ajansı New York

Bir bahar sabahından herkese en güzelin bir Merhaba!


Uzun bir aradan sonra pekte yeni olmayan ancak internette şöööyle bir gezindiğimiz zaman hakkında çokta fazla yorum bulamadığım bir kitaptan bahsedeceğim.
Aslında kitap iki seriden oluşuyor. Birinci kitap kitaplığımda bulunmuyor ancak bir arkadaşımdan ödünç alarak okumuştum. İkinci kitap bir devam niteliği taşıyor ancak sadece ikinci kitabı okuyarak olaylar hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.




Güzel Melissa'mız nam-ı diğer Honey'imiz bu sefer maceranın bir kısmına New York'ta devam ediyor. Basım yılı 2003 olan kitap 512 sayfadan oluşuyor.Akıcılığı sayesinde elinizden bırakmadan okuyup bitirebilirsiniz ancak itiraf etmem gerekir ki belli noktalarda sıkılabilirsiniz.




'Melissa Romney-Jones, yeni mesleğiyle paspaslıktan divalığa terfi eden genç bir kadın. Londra'nın ilk freelance kız arkadaşıydı. Bu kez de Manhattan'da ve oradaki ümitsiz bekarlar arasında fırtına gibi esiyor!


Küçük Hanımefendi Ajansı'nın Londra'daki işleri tavan yapmışken,Melissa,uzun bir tatil için Amerikalı erkek arkadaşı Jonathan Riley'in yanına,Manhattan'a gitmeye karar verdi. Ancak Jonathan'ın hırslı arkadaşları ve her şeye burnunu sokan eski karısı arasında kalmak onu kısa zamanda bunaltacaktı. Tam o sırada gelen cazip bir iş teklifi, Melissa için karşı konulamayacak bir fırsattı. Ama bu gizli proje, genç kadını kısa bir süre içinde gazete manşetlerine taşıyacak ve dillere düşürecekti! Yaşayacağı -bazen eğlenceli,bazen üzücü- maceralar Melissa'yı sevdiği adam ve tüm kalbiyle bağlandığı ''erkekleri -adametme'' işi arasında bir tercih yapmaya zorlayacaktı.Ne komik,ne eğlenceli, ne orijinal kızsın sen Melissa!'


Arka kapak yazısından da anlaşılacağı üzere Melissa'mız kendisini Honey olarak tanıyan Jonathan'ın arkadaşlarının yanında bu sefer kendi kimliğiyle ve peruksuz olarak boy gösterecek!
Hester Browne her ne kadar konuyu gel-gitlerle bağlamış olsa da keyifle okunacak bir serüven yazmış!


Aslında yukarıda yazdıklarımdan kitabı sevmediğimi düşünebilirsiniz ancak bu memnuniyetsiz havanın aslında kitapla hiç ama hiç bir alakası yok. İşyerinde ufak bir kendini bilmez yönetici değişikliği yaşadığım bu lanet olası günlerde hiç bir şeyden keyif alamıyorum a dostlar!


Değerli Yöneticilerim,
Birazdan yazacaklarım eğer iş ahlakı ve etiklerine uymuyorsa beni kovmadan önce uyarın yazıyı kaldırayım!


Bildiğiniz gibi iş yerinde yöneticiyle anlaşmaya çalışmak demir bir leblebiyi çiğnemeden yutmak gibi tatsız tuzsuz lanet bir durumdur. Bakın müdürle demiyorum çünkü müdürler ununu elemiş eleğini asmış insanlar oldukları için çok fazla alt kademelerle muhattap olmamayı tercih ediyorlar ancak bu bir üst yönetici dediğimiz Allahın belaları sahip oldukları tüm egolarını üzerimde test etmek için yarışa giriyorlar!
İçimdeki Seda Sayan'ı sakin tutmak için üstün çaba gösteriyorum ancak bir noktadan sonra kendimi 'Git hadi kime diyorsan de be! Yalak!' derken buluyorum. Hee bunu içimden söylüyorum ama orasını karıştırmayalım şimdi!


Sakin kalmakta zorlandığım şu günlerde Mirkelam Şarkıları albümünden Pinhani-Yollar şarkısını dinlemenizi şiddetle tavsiye ediyor ve yazıma burda son veriyorum.


                                                                      Keyifli günler*
                                                           
                                                                    Hıı-hıı çok -_-